Öne Çıkan Yayın

ZUZU ÇÖPLÜKTE

Zuzu Çöplükte Zuzu Çöplükte  kitabında ilk olarak kitabın kapağındaki başlık tasarımı dikkat çekiyor. Kitabın isminin yer aldığı başlıkta...

1 Ekim 2018 Pazartesi

ZUZU ÇÖPLÜKTE

Zuzu Çöplükte

Zuzu Çöplükte kitabında ilk olarak kitabın kapağındaki başlık tasarımı dikkat çekiyor. Kitabın isminin yer aldığı başlıktaki harfler çöp olarak attığımız şişe, çorap, metal boru gibi malzemelerden oluşuyor. Bu yaratıcı girişin ardından Zuzu ve hayvan dostlarının çöp sandığımız atıklarla macerası ilerleyen sayfalarda bizi bekliyor.
Kitabımız aslında her atık çöp müdür sorusunu soruyor. Tüketmeye alıştırılmış bireyler olarak bizler aslında farklı amaçlarla kullanılabilecek birçok malzemeyi çöp diye öylece atıveriyoruz. Zuzu Çöplükte bu noktadan hareket ederek basitçe bir kirlilik hikâyesi anlatmıyor  aksine çöp diye attığımız birçok malzemeden geri dönüştürülerek ne harika şeyler yaratılabileceğini gösteriyor. Aslında tüketim karşısında üretmenin, yeniden üretmenin o kadar da zor olmadığını anlatıyor. Bunu yaparken didaktik değil yaratıcı ve eğlenceli bir dil tutturuyor. Kitabın sayfalarında çöp diye attığımız nice güzel şeyin çöplükte ne kadar mutsuz olduğuna şahit oluyoruz. Onları eski mutlu günlerine kavuşturmak da Zuzu ve hayvan dostlarının işi!
Bu kitabın benim için başka bir anlamı daha var. Bu yaz çocuklarla yaptığımız Ekoloji Buluşması’nda Zuzu Çöplükte bize ilham kaynağı olmuştu. Bizler de çeşit çeşit atık malzemeyi bir araya toplamış, sonra da çocuklara dağıttığımız küçük kâğıtlara bu malzemelerin ağzından çöp diye atıldıkları için ne kadar mutsuz olduklarını yazmıştık. Hep beraber oyunlarla, drama ile canlandırma yoluyla bu atık malzemeleri tekrar nasıl mutlu edebileceğimizi konuşmuştuk. Kullandığımız eşyaları atmamayı, takas etmeyi, mahallelerimizde takas pazarları kurmayı, atık malzemeleri ayırarak geri dönüşüm kutularına atmayı vs. paylaşmıştık. Tabii ki ilham perimizi de bu geri dönüşüm etkinliğini beraber gerçekleştirdiğimiz çocuklara takdim etmeyi de unutmamıştık!
Bizler gibi sizler de Zuzu Çöplükte’yi okuyun, okutun, oynayın, canlandırın! Çocuk kitaplarının hayatınıza kattıklarına bir yenisini daha ekleyin!

Yazan: Görkem Kantar Arsoy
Resimleyen: Simeon Tennant
Yayın Yılı: 5. Baskı, Haziran 2018
Yayınevi: Yapı Kredi Yayınları
Yaş Grubu: 3-8 Yaş

26 Temmuz 2018 Perşembe


BÖCEKLER İÇİN İLKYARDIM MERKEZİ


Böcekler için İlkyardım Merkezi’ni bir çocuğun böceklere karşı duyduğu olağanüstü tutkuyu anlatıyor. Ama bana bu kitabı sevdiren sadece hayvanlara karşı duyulan tutku değil. Bu kitabın benim için başka bir anlamı daha var. Bu kitabı keşfetmemi bir çocuk sağlamıştı. Şimdi 12 yaşında olan sevgili Nehir geçen seneki bir çocuk kitapları fuarında bir yandan ben, bir yandan annesi durmadan ona kitaplar önerip başını şişirirken o tüm diğer kitapların arasından çekip almıştı Böcekler için İlkyardım Merkezi’ni. Ve arkasından tabii ben de kendime bir tane almıştım. Kitabı iki kere okudum. Her okuduğumda sevgili Nehir’in ne kadar yerinde bir seçim yaptığını bir kere daha gördüm.

Kitabın arka kapağındaki Herkesin, Bütün Canlıların Yaşamaya Hakkı Var! cümlesinin kitabın düsturu olduğunu söyleyebiliriz. Doğadaki türler arasında ortadan kalkması gereken ama maalesef bir türlü kurtulamadığımız tür hiyerarşisinin en altında kabul edilen böcekler için (de) bir yaşam hakkı savunusu bu kitap. Bu anlamda bir türler arası eşitlik çağrısı. Bu çağrıyı da kitaptaki veteriner baba karakteri, Dairo Pistolazzi’nin de algıladığı şekliyle, insandan aşağı sayılmak şöyle dursun, hayvandan bile sayılmayan böcekler üzerinden yapıyor. Çağrının asıl sahibi Bay Pistolazzi’nin on yaşındaki kızı Camilla. Camilla kendisini kaybettiği annesinin yerine koyarak böceklere ve tüm yardıma muhtaç, sahipsiz, toplumca görünmez olan hayvanlara annelik yapıyor. Ve Camilla’nın yönlendirmesiyle, Bay Pistolazzi, Camilla ve onun arkadaşı Giulia, çılgınca bir fikre girişip Camilla’ların evinde bir böcek hastanesi kuruyorlar! Tabii bu hiç de kolay olmuyor. Camilla’nın, babasının ve arkadaşı Giulia’nın yaşadıklarını öğrenmek için bu olağanüstü samimi ve akıcı kitabı okuyun ve böceklere bir başka gözle, bir daha bakın derim! İşin güzel tarafı bu kitabı okuyunca böcekleri severken insandan nefret etmeye başlamıyorsunuz. Türler arası eşitlik teması denilince insanın canavar gibi gösterilmesi gibi bir klişeye saplanmıyor bu kitap. Kitaptaki tüm karakterler, hatta en antipatik karakterler bile hem iyi hem kötü taraflarıyla tasvir ediliyor. Yani diğer bir deyişle, eşitlik derken kendisi de bir hayvan olan insan karşıtlığı yapılmıyor. Üstelik doğanın ormanı katledip yerine birkaç ağaç dikerek, yapay havuzlar yaparak inşa edilen günümüz site hayatının pompaladığı gibi yalnızca görmek istediklerimizden oluşan, muazzam bir düzen içindeki yalıtık bir sistem olmadığı, aksine tüm çeşitliliği ve karmaşasıyla kendine özgü, bütüncül bir sistem olduğunu gösteriyor. Kısacası kitaptaki çiçek sevgisinden böcek öldüren Bay Ugo gibi “doğa sevgisinden” doğaya yabancılaşmak yerine bir ihtimal daha var diyor. Mesela börtü böceğiyle, kuşuyla, insanıyla doğayla kucaklaşmak gibi… 😊



KÜNYE
Yazan: Guido Sgardoli                                                  
Resimleyen: Andrea Rivola
Çeviren: Yelda Gürlek
Yayınevi: Yapı Kredi Yayınları
Yayın yılı: 2014
Yaş Grubu: 9 – 11 yaş






3 Temmuz 2018 Salı

farklılıklar üzerine çocuk kitapları: bir deneme


FARKLILIKLAR ÜZERİNE ÇOCUK KİTAPLARI: BİR DERLEME
Ömür Kurt*

Çocukken hepimizin en mustarip olduğu konulardan biri de farklılıklarımızdan dolayı sahip olduğumuz komplekslerimizdir. Çocuk kitapları yazarı Daniel Pennac Télérama dergisinde yayınlanan ve Türkçe’ye Haldun Bayrı tarafından çevrilen söyleşisinde[1] şöyle diyor: “İlk okuma heyecanını hüzünlü metinler tattırdı bana. Önce Andersen ve Çirkin Ördek Yavrusu…, çünkü bir sürü kompleksim vardı, okulda çok kötüydüm ve kendimi o ördek yavrusuyla özdeşleştiriyordum.”1 Pennac gibi çocukken benim de farklılıklarımdan dolayı çeşitli komplekslerim vardı. Aslında o kadar da farklı değildim. Benim gibilerin sayısı az da değildi. Fakat önemli olan farklı olup olmamanız değil, farklı hissetmeniz, daha doğrusu farklılığınızdan dolayı “anormal” hissettirilmeniz değil mi? Ben de gözlük takıyor olmaktan tutun da annemin saçlarımı hep kısacık kestiriyor olmasından duyduğum komplekse kadar türlü komplekslere sahiptim zira bu özelliklerim nedeniyle dalga geçiliyor, ayrımcılığa uğruyordum. Ama bana yardımcı olacak bir Çirkin Ördek Yavrusu yoktu. Daha doğrusu bu masalı okumuştum ama maalesef Pennac’ın gözüyle değil. Üstelik arkadaşlarım gözlük taktığım için ‘dörtgöz’, saçlarım sınıftaki erkek çocuklarınki gibi kısa olduğu için ‘oğlan çocuğu’, ismim Ömür olduğu ve okuldan eve giden yolda şansıma (!) bir kömür deposu bulunduğu için ‘kömür’ diye beni çağırarak türlü şekillerde benimle alay ediyorlardı. Ve maalesef benim çocukluğumda çevremde bana bu konuda yardımcı olacak çocuk kitapları yoktu.
Halbuki çocuk kitapları yaşantımızda bir fark yaratma kapasitesine sahiptir. Örneğin yaşadıklarımızın sadece bizim başımıza gelmediğini göstererek bize destek olabilir.  Üstelik yalnızca çocuklara değil, yetişkinlere de... Çünkü nitelikli, içerisinde ilerici değerler barındıran çocuk kitapları içimizdeki çocuğa, duygusal benliğimize doğru yaptığımız bir yolculuktur. Bu yolculuk kendimizden asla sakınamayacağımız, kendimize karşı dürüst olmamızın elzem olduğu bir yolculuktur. İşte bu yolculukta sözünü sakınmayan, dosdoğru, dolambaçsız, sorunun/konunun özüne nokta atışı yapan sade diliyle çocuk kitapları yardımımıza koşar. Onlar aracılılığıyla kendimizle dolaysız bir ilişki kurarız. Bazen kendimizden bile sakladığımız, benliğimizdeki kırılmış tarafa şefkat göstermek için bir araçtır çocuk kitapları. Kendimizi olduğumuz gibi kabullenmek, farklılıklarımızın da bizi biz yapan bütünün bir parçası olduğunun farkındalığını kazanmak; kendimizle ve çevremizle barışmak için bir yoldaştır. İşte bu nedenlerle ben de benim de yaşamımı zenginleştiren çocuk kitaplarının farklılıklar temasına uygun düşenlerinden bir kısmını derlemek ve paylaşmak istedim. Zira farklılıklarımızdan dolayı eşitliğe aykırı biçimde farklı muamele görmek, yani ayrımcılığa uğramak maalesef hayatın her alanında türlü derecelerde mevcut. Kısacası bir gün hepimizin elimizden tutacak bir çocuk kitabına ihtiyacı olabilir.

·         Çirkin Ördek

Farklılıklar ve farklı olmak üzerine çocuk kitapları deyince aklımıza ilk gelen, belki de hepimizin çocukken okumuş olduğu “Çirkin Ördek” ya da diğer adıyla “Çirkin Ördek Yavrusu” masalıdır. Andersen masallarının en bilinenlerinden biri olan bu masalda herkesçe çirkin bulunan, annesince dahi sahip çıkılmayan bir ördek yavrusunun hikayesini okuyoruz. Kahramanımız türlü cefadan sonra güzelim bir kuğuya dönüşerek ezilmekten, ayrımcılıktan kurtulup mutluluğa erişiyor. Okuması çok keyifli olan bu masalda sorunlu olan taraf, kahramanımız çirkin ördek yavrusunun ancak “farklılığından kurtulduğunda”, üzerindeki “çirkin” gömleği çıkartıp atma ve çevresince makbul sayılanların, kuğuların, saflarına kabul edilme “şansına” eriştiğinde kendisiyle barışıp kendine acımaktan kurtulabilmesi. Bu anlamda masalın farklılıkların biraradalığı, farklılıkların zenginliği gibi mesajlardan ziyade herkesin ait olduğu yerde varlığını sürdürmesi ve ancak orada huzur bulabileceği imalarına sahip olduğu söylenebilir. Şöyle ki; çirkin ördek yavrusu tür itibariyle bir kuğu yavrusu değil de bir ördek yavrusu olsaydı, grubun normları uyarınca belirlenen güzellik kaidelerine göre “çirkin” diye yaftalanıp ömrü boyunca dışlanması kaçınılmaz mı olacaktı? Ya da mutlu ve huzurlu bir hayat sürdürmenin tek yolu sonunda kendi türünün, kuğuların arasına katılan çirkin ördek yavrusu örneğinde olduğu gibi kendimiz gibi olanlarla bir arada olmak mıdır? Mutlu ve huzurlu bir yaşantı farklılıkların, farklı olanların bir arada yaşaması yoluyla da elde edilemez mi? Çirkin Ördek masalı bu gibi konuları sorunsallaştırmıyor. 6-9 yaş arası çocuklar için uygun olan bu kitabı okumak eğlenceli ve keyifli ama bu sorularla birlikte okumakta fayda var.

KÜNYE
Yazan: Hans Christian Andersen
Resimleyen: Dilek Yördem Ceylan
Çeviren: Tahsin Yücel
Yayınevi: Yapı Kredi Yayınları
Yayın yılı: 2016


·         Mercan’ın Kırmızı Saçları

Kitabımızdaki Mercan isimli kız çocuğunun derdi kırmızı saçları. Daha doğrusu kırmızı saçları nedeniyle arkadaşlarının onunla dalga geçmesi. Üstüne üstlük, Mercan’ın saçları bir çocuk gibi çok yaramaz! Mercan’ın bulunduğu ortama göre şekil değiştirip sıra dışı şekillere bürünüyorlar. İşin güzel tarafı Mercan’ın hikayesinin burada bitmemesi. Mercan’ın saçları olanca kırmızılığıyla yaramazlığa devam ede dursun, Mercan’ın arkadaşları ona şahane bir sürpriz yapıyorlar ve Mercan saçlarıyla barışıyor. Sade öyküsü ve öykünün kendisiyle çok başarılı biçimde bütünleşen resimleriyle Mercan’ın Kırmızı Saçları hem farklılıklar hem de dayanışma üzerine keyifli bir kitap. Hem farklılıkların hem de dayanışmanın istersek ne kadar eğlenceli olabileceğine ve hayatımızı nasıl zenginleştirebileceğine dair 6-10 yaş arasındaki çocuklar için küçük bir değini…
KÜNYE
Yazan: Jeong Taek Chae
Resimleyen: Young Cheol Yoon
Çeviren: Mesut Tığlı
Yayınevi: abm Çocuk ve İlk Gençlik Yayınları
Yayın yılı: 2016

·         Farklı Ama Aynı

3-8 yaş arası çocuklar için uygun olan Farklı Ama Aynı, farklılıklar konusuna engellilerin penceresinden bakıyor. Kitapta arka bacakları çok zayıf olduğu için öteki kardeşlerinin aksine yürüyemeyen bir keçinin hikayesi anlatılıyor. Çirkin Ördek Yavrusu’ndan farklı olarak kahramanımız dışlanma ve ezilmeyle değil, dayanışmayla tanışıyor. Farklılıkların eşitsizlik anlamına gelmediğine dair bu umut hikayesi olumsuzluklar karşısında çaresiz kalmayı değil direnmenin ve çözüm aramanın olanaklılığını gösteriyor. Bu haliyle Farklı Ama Aynı yalnızca bir farklılıklar ve farklılıkların bir aradalığı hikayesi değil; bir farklılıkların eşitliği hikayesi aynı zamanda. Üstelik bu eşitliği sağlamanın yaşamın içinden basit çözümlerle olanaklı olduğunu gösteren, Edip Cansever’in dizeleriyle bir “umudu dürtme”[2] hikayesi.
KÜNYE
Yazan: Feridun Oral
Resimleyen: Feridun Oral
Yayınevi: Yapı Kredi Yayınları
Yayın yılı: 2016

·         Puki ile Yaşlı Karga

3-8 yaş arası çocuklar için uygun olan Puki ile Yaşlı Karga farklılıkların dayanışma ve dostluk temalarıyla birleştiği bir hikâye. Hikayedeki küçük köpek Puki kocaman kulaklarından ötürü dalga geçiliyor ve arkadaş edinemiyor. Diğer kahramanımız karga ise çok yaşlı olduğu için eskisi gibi uçamamak ve avlanamamaktan şikayetçi. Bir tesadüf sonucu dost olan ikili birbirlerine yoldaş oluyorlar. Böylece Puki farklılıkların ve sıra dışı olmanın sorun değil aksine bir avantaj olabileceğini, kişiye bu zamana kadar farkında olmadığı değerler katabileceğini keşfediyor. Yaşlı karga ise özgüvenini yeniden kazanıyor. Hem de Puki gibi sahip olduğu değerleri başkalarıyla paylaşmanın keyfini yaşıyor.
KÜNYE
Yazan: Görkem Kantar Arsoy
Resimleyen: Seçil Çokan
Yayınevi: Yapı Kredi Yayınları
Yayın yılı: 2017

·         Pembe Canavar

Pembe Canavar kitabı, “bu hikâye hayatının bir döneminde kendisini Pembe Canavar gibi hissetmiş olan insanlara adanmıştır” diye başlıyor. 3-5 yaş arası çocuklar için uygun olan bu kitap, Shanghai’da Golden Pinwheel Award ödülünü kazanmış. Pembe Canavar’da kahramanımız boyutları ve rengiyle yaşadığı yerdeki herkesten farklı. Onun rengi pembe iken çevresindeki herkes ve her şey beyaz. Üstelik çevresindeki her nesneye ve herkese göre boyutları çok iri. O hayat dolu iken çevresindeki her şey tekdüze ve çook sıkıcı! Zıtlıklar yaşamın özüdür ama çevresiyle katı bir zıtlık içinde olan canavarımızın çevresine uyum sağlaması mümkün olmuyor. Ama sonuçta bir çocuk kitabından söz ettiğimiz için umut her zaman galip geliyor. Ve Pembe Canavar özgürlüğü ve mutluluğu bulmak için yollara düşüyor. Sıradanlığın tekdüzeliği ve yavanlığıyla yaşamın derinliğini kucaklamaktan yoksun olduğunu vurgulayan Pembe Canavar bir özgürlük, cesaret ve umut anlatısı. Aynı zamanda alışageldiğimiz kavramları ters yüz ediyor. Örneğin çocukları – ve bazen de büyükleri – korkutmak için kullanılan bir metafor olan canavar kavramını tersine çeviriyor. Bu haliyle oldukça ilerici bir içeriğe sahip Pembe Canavar kitabı. Aynı zamanda klasik kitap yazım tekniğinden farklı olarak birkaç yerde interaktif bir yazım tekniğinden faydalanarak okuyucuyu da kitaba katılmaya davet ediyor. Zıtlıkları oldukça etkili biçimde yansıtan resimlerini de ekleyelim. Kısacası Pembe Canavar yaşamın aslında tekdüzelik ve aynılıklardan ibaret olmadığını, tersine farklılıklarla zenginleştiğini ve çiçek açtığını gösteren içeriğiyle okunası, hatta okurken çocuklarla canavarcılık oynananası, değerli bir kitap! Bu arada maalesef çevirmenin bilgisinin kitap künyesinde paylaşılmamış olduğunu da bir eksiklik olarak not düşelim.
KÜNYE
Yazan: Olga de Dios
Resimleyen: Olga de Dios
Çeviren:?
Yayınevi: Mikado Çocuk
Yayın yılı: 2016

·         Zürafalar Ne Sever? Bir Kıtırtı, Şırıltı & Mırıltı Hikayesi


6 ay-5 yaş arası çocuklar için uygun olan bu sevimli kıtırtı, şırıltı ve mırıltı hikayesinde kahramanlarımızdan biri bildiğimiz kahverengi bir zürafa; diğeri ise mavi bir zürafa. Hikâye kahramanımız kahverengi zürafa Börti’nin günlük yaşamının tasviriyle başlıyor. Börti’nin günleri kıtırtı, şırıltı ve mırıltıdan ibaret biçimde pek monoton geçiyor. Gerçi Börti hayatından memnun ama mavi zürafa Mavi ile tanışana dek neler kaçırdığının farkında değil! Mavi, Börti’nin ve arkadaşlarının hayatına pek çok yenilik ve güzellik katıyor. Zürafalar Ne Sever? Bir Kıtırtı, Şırıltı & Mırıltı Hikayesi farklılıkların hayatımıza kattığı zenginlikler, yenilikler ve farklılıkların birlikteliği üzerine eğlenceli bir kitap.
KÜNYE
Yazan: Kristyna Litten
Resimleyen: Kristyna Litten
Çeviren: Melike Hendek
Yayınevi: Pearson
Yayın yılı: 2018


·         Pembe Karga

Pembe Karga kitabında kardeşlerinden farklı olarak doğan Çirkin Ördek kitabında olduğu gibi bu sefer bir ördek yavrusu değil, bir karga yavrusu. Kahramanımız karganın kardeşlerinden farklı olarak rengi pembe; üstelik kanatları çok zayıf, gaklarken sesi de hiç gür çıkmıyor. Ayrıca tüysüz olduğu için çok da üşüyor. Kahramanımız önceleri bu duruma çok üzülse de sonunda kendini olduğu gibi kabul etmeyi, hatta farklılığını avantaja çevirmeyi öğreniyor. 3-8 yaş arası çocuklar için uygun olan Pembe Karga kişinin biricikliğini kabul edip kendisini sahiplenmesi üzerine keyifli bir hikaye.
KÜNYE
Yazan: Helga Bansch
Resimleyen: Helga Bansch
Çeviren: Dürrin Tunç
Yayınevi: Yapı Kredi Yayınları
Yayın yılı: 2018

·         Siri ve Pasaklı Misafir

6-10 yaş arası çocuklar için uygun olan bu kitap aslında “Siri ve Pasaklı Misafir”, “Siri ve Yeni Arkadaşları”, “Siri ve Sahte Hayalet”, “Siri ve Kayıp Pire” ve “Siri ve Üst Kattaki Komşu” adlarıyla Türkçe’ye çevrilmiş olan kitap dizisinin bir parçası. Bu dizide Siri adlı küçük bir kız çocuğunun maceraları anlatılmakta. Siri ve Pasaklı Misafir kitabında ise Siri’nin arkadaşlarının doğum günü partisinde ve devamında yaşadığı macera anlatılıyor. Yeni tanıştığı kendisinden farklı olan başka bir çocuğu dışlayan Siri, hikayenin sonunda aslında hiçbirimizin birbirimizden o kadar da “farklı” olmadığını; ve nasıl da birbirimize benzediğimizi fark edip ‘ötekileştirme’ üzerine önemli bir ders alıyor. Siri ve Pasaklı Misafir arkadaşlık, farklılıklara saygı ve öteki kavramının uçuculuğu, göreliliği üzerine keyifli bir kitap.

·         Ö.T.E.K.İ. (Gizli Topluluk)


Ö.T.E.K.İ – Gizli Topluluk kitabı, kahramanımız Franz, yani örgüt içindeki takma adıyla Kobra Göz özelinde, Örgütlenen Tuhaf Erkekler Kızlar İleri topluluğunun hikayesini anlatıyor. Dış görünüşlerindeki farklılıklarından ötürü sınıf arkadaşlarından akran zorbalığı[3] muamelesi gören, ayrımcılığa uğrayan bir grup çocuk mağdur rolünü reddederek örgütleniyorlar. Bu örgütlenme ve birbirleriyle gösterdikleri dayanışma sayesinde öz-saygı ve öz-farkındalık kazanan çocuklar, sahip oldukları özsel değeri keşfediyorlar. Ancak bu kitabın yalnızca örgütlenme ve dayanışmanın vazgeçilmez önemini ortaya koymakla kaldığını söylersek haksızlık etmiş oluruz. Kitap aynı zamanda normallik – biriciklik kavramlarının nasıl hızlıca yer değiştirebildiklerini; ne kadar uçucu ve göreli olduklarını gösteriyor. Zira kahramanımız Franz belki de dünyanın en normal çocuğuyken göz tembelliği rahatsızlığından dolayı sol gözüne takmak zorunda kaldığı bandaj sebebiyle sınıf arkadaşlarının deyimiyle, Mortgöz Franz’a dönüşüyor. Kişileri yargılamanın, onlar hakkında yargılar koymanın altının ne kadar boş olduğunu vurgulayan Ö.T.E.K.İ, farklılıklar konusunda sorunun atfedilen damgalarda olduğunu gösteriyor. Ötekileştirmenin farkında olmadan da yapılabildiğine dikkat çeken kitap, öteki kavramının yer değiştirebilirliğinin altını çiziyor. Kısacası, kitabın girişinde dediği gibi herkes birer ö.te.k.i aslında. Ehh, herkes birer ‘öteki’ olduğuna göre, öteki’nin aslında olmadığını da söyleyemez miyiz? Görüldüğü gibi, Ö.T.E.K.İ. eğlenceli olduğu kadar düşündürücü bir kitap. Bu yönleriyle Ö.T.E.K.İ., çocuklara olduğu kadar yetişkinlere de fazlasıyla hitap ediyor.
KÜNYE
Yazan: Pedro Mañas
Resimleyen: Javier Vázquez
Çeviren: Saliha Nilüfer
Yayınevi: İletişim
Yayın yılı: 2017



* ODTÜ Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi Bölümü doktora öğrencisi. Çocuk öyküleri yazmayı çok seviyor. Çocuklarla öykü/masal atölyeleri düzenliyor. En büyük hayali bir gün bir çocuk kitabı yazmak.

[2] Mendilimde Kan Sesleri, Edip Cansever, “Gelmiş Bulundum, Seçme Şiirler”, 19. Baskı, Ocak 2018, İstanbul: Doğan Kardeş Yapı Kredi Yayınları, s. 49-53 içinde.

[3] Akran zorbalığı; aynı yaş grubunda olan çocuk ve ergenlerin birbirlerine veya tek bir kişiye karşı fiziksel, sözel ve duygusal şiddet içeren, örseleyici, zarar verici davranışlarda bulunmaları halidir., http://www.sivilsayfalar.org/2017/12/13/akran-zorbaligi-egitimi-mardinde/, erişim tarihi: 12 Mayıs 2018.  

8 Mart 2018 Perşembe

çocuk kitabı tanıtımı - mercan'ın kırmızı saçları


Mercan’ın Kırmızı Saçları: Farklılıklarımızı Sevmek, Kendimizi Sevmek

Çocukken hepimizin en muzdarip olduğumuz konulardan biri de görünüşümüzle ilgili komplekslerimizdir. Çocuk kitapları yazarı Daniel Pennac Télérama dergisinde yayınlanan ve Türkçe’ye Haldun Bayrı tarafından çevrilen söyleşisinde[*] şöyle diyor: “İlk okuma heyecanını hüzünlü metinler tattırdı bana. Önce Andersen ve Çirkin Ördek Yavrusu…, çünkü bir sürü kompleksim vardı, okulda çok kötüydüm ve kendimi o ördek yavrusuyla özdeşleştiriyordum.” Koskoca bir yazarın çocukluğunda kompleksleri olur da, benim olmaz mı? Benim de görünüşümle ilgili farklılıklarımdan dolayı nurtopu gibi komplekslerim vardı. Aslında o kadar da farklı değildim. Benim gibilerin sayısı az da değildi. Fakat önemli olan farklı olup olmamanız değil, farklı hissetmeniz, daha doğrusu farklılığınızdan dolayı anormal hissetmeniz ya da hissettirilmeniz değil mi? Ben de gözlük takıyor olmaktan tutun da annemin saçlarımı hep kısacık kestiriyor olmasından duyduğum komplekse kadar türlü komplekslere sahiptim. Ama bana yardımcı olacak bir Çirkin Ördek Yavrusu yoktu. Bu masalı okumuştum ama maalesef Pennac’ın gözüyle değil. Üstelik arkadaşlarım gözlük taktığım için beni ‘dörtgöz’, saçlarım sınıftaki erkek çocuklarınki gibi kısa olduğu için ‘oğlan çocuğu’, ismim Ömür olduğu ve okuldan eve giden yolda şansıma bir kömür deposu bulunduğu için o deponun önünden geçerken  ‘kömür’ diyerek benimle türlü şekillerde alay ediyorlardı. Kısacası durum Çirkin Ördek Yavrusu’nun yardım edemeyeceği kadar kötüydü. L
Kitabımızdaki Mercan’ın durumu da benimkine hem benzer, hem farklı. Mercan’ın derdi kırmızı saçları. Daha doğrusu kırmızı saçları nedeniyle arkadaşlarının onunla dalga geçmesi. Üstüne üstlük, Mercan’ın saçları kırmızı bir çocuk gibi çok yaramaz! Mercan’ın bulunduğu ortama göre şekil değiştiriyorlar! Hem de ne şekiller! Hem matrak, hem de sıradışı şekiller! Peki, Mercan’ın hikâyesi burada bitiyor mu? Elbette, hayır! Mercan’ın hikâyesinin benim hikâyemden farkı da burada işte! Mercan’ın saçları olanca kırmızılığıyla yaramazlığa devam ede dursun, Mercan’ın karşısına büyük bir şans çıkıyor ve Mercan kırmızı saçlarıyla barışıyor! Peki, Mercan’ın karşısına çıkan bu güzel şans ne? Küçük bir ipucu vereyim, bu güzel şansın adı dokuz harfli, bizlerin çok sevdiği bir kelime: dayanışma. Daha fazla ipucu vermeyeyim de devamı için hem az ve öz biçimde anlattığı öyküsüyle, metinden ziyade resimlere yer vererek hayal gücüne olanak tanımasıyla Mercan’ın Kırmızı Saçlarını okuyalım da, görelim, bakalım neler olmuş! Kim bilir, ben çocukken karşıma sevgili Mercan çıksaydı, gözlüklerimi, kısa saçlarımı ve ismimi daha çabuk sevebilirdim!

KÜNYE
Özgün adı: Red Hair Tori
Yazan: Jeong Taek Chae
Resimleyen: Young Cheol Yoon
Çeviren: Mesut Tığlı
Yayınevi: abm Çocuk ve İlk Gençlik Yayınları
Yayın yılı: 2016
Tanıtan: Ömür Kurt

18 Ocak 2018 Perşembe

masa da masaymış haa

ÖZLEMİM UMUDUNUZA SEVDALI..
Bazen hayat kendini bir insanın tekrar gülümsemesine indirger.
Kadın masaya bu umudu koydu
Acısını da koydu, bizim büyük çaresizliğimizi…
Yüreğini aldı, yanına koydu.
Yetmedi, hiç gocunmadı,

kadın o masaya tüm hayatını koydu.

emekçi çocuklarına hikayeler

EMEKÇİ ÇOCUKLARINA HİKÂYELER**

http://kitapeki.com/emekci-cocuklarina-hikayeler/


Henüz beş yaşında bile değilken babamın bana ve kardeşlerime gece uyumadan önce anlattığı masalları hatırlıyorum hayal meyal. Kırmızı Kıçlı Maymun… Babam bize bu akıllı mı akıllı, kurnaz mı kurnaz maymunun maceralarını anlatırdı. Babamın kendi zihin dünyasının ürünüydü bu maceralar. Tüm maceralarda ortak bir nokta vardı. Türlü vurdulu kırdılı çizgi romanların, filmlerin aksine Kırmızı Kıçlı Maymun hiç şiddete başvurmadan, salt zekâsıyla haksızlığa uğrayanın, ezilenin hakkını arar; adaletin yerine gelmesini sağlardı. Bir ortak nokta daha vardı bu maceralarda: Evet, sınıflar belirgin değildi bu masallarda fakat başkalarının hakkını yiyenler hep zenginlerdi.  Bu sayede solculaşmamın ilk tohumları daha pek küçükken atılmıştı içime. Bu tohum elbette bir ideoloji öğretisini benimsemek değildi fakat bundan daha da değerli bir şeyi vermişti babam bana: Sol ideolojinin, sol değerlerin özünden birer damla sunmuştu bana, çocuk yaşımın anlayabileceği bir dille. En zor koşullarda bile haksızlığa karşı çıkmak, haklının yanında yer almak. Ve haksızla hakkı yenenin ‘zenginler’le ezilenlerin dizildiği bir sahnede karşı karşıya olduğu gerçeği…

İşte beni böyle çocukluğuma götürdü 19. yüzyılın son yarısıyla 20. yüzyılın ilk yarısında yaşamış Avusturyalı sosyalist yazar ve çevirmen Hermynia Zur Mühlen tarafından kaleme alınmış Emekçi Çocuklara Hikâyeler kitabı. Kitabın ilk basımı 1922’de Masallar adıyla Berlin’de yapılmış; Türkçe basıma kaynak olan İngilizce versiyon ise, Fairy Tales for Workers’ Children, adıyla 1925’de Chicago’da basılmıştır.

Zur Mühlen’in masalları, çocuklara kendileri ‘sonsuza dek mutlu yaşarken’ diğer insanların nasıl yaşadıkları sorusuyla ilgilenilmeyen bir dünya sunan geleneksel masalların aksine, içinde yaşadıkları dünyayı sorgulatmayı ve onu nasıl ve ne yönde değiştirebileceklerine dair ipuçları sunmayı amaç ediniyor. Zur Mühlen’in masalları geleneksel masallardaki öğelerin bir kısmını koruyor. Doğaya ve özellikle hayvanlara konuşmak gibi insanlara özgü öğeler verilirken; fantastik öğeler gündelik hayata yerleştiriliyor. Örneğin, Neden masalında, masalın kahramanı olan çocuk bir ormanda bir orman perisi ile sohbet ediyor. Ancak geleneksel masallardaki tarih-dışı ortam/atmosfer Zur Mühlen’in Emekçi Çocuklara Hikâyeler kitabındaki masallarda yer almıyor. Aksine, alışılagelmiş masal biçiminde göre oldukça gerçekçi bir biçimde tasvir edilen Zur Mühlen’in masal mekânlarında toplumsal yaşamda karşılaşılan kölelik, dayak, aşağılama, yoksulluk gibi olumsuz öğelere yer vermekten kaçınılmıyor. Tersine, bu tür unsurlara yer verilerek içinde yaşanılan sistemin gerçekçi bir şekilde sunulması yoluyla okuyucuyu bilinçlendirme amacı güdülüyor. Yukarıda bahsettiğimiz gibi, geleneksel masal biçimindeki gibi kahramanlar sabrederek fantastik/sihirli bir güç sayesinde bireysel kurtuluşlarına erişmiyorlar Zur Mühlen’in masallarında. Zur Mühlen bize, ne kendisini ezen kız kardeşi ve üvey annesinin eziyetleri karşısında sabırla çalışmaya devam edip sonunda bir perinin yardımıyla yakışıklı prensle evlenerek sonsuz dek mutlu yaşayan Kül Kedisi Cinderella’nın, ne de üvey annesinin kumpasından ancak bir prensin öpücüğüyle kurtulan Pamuk Prenses’in hikâyesini anlatıyor. Bu masallardaki gibi var olan toplumsal ilişkilerin olduğu gibi sürdürülmesinden yana değil çünkü Zur Mühlen. Aksine, masallarında kahramanların karşı karşıya kaldıkları eziyetlerin, bir talihsizlikten değil, mevcut toplumsal ilişkilerin doğasından kaynaklandığını anlatıyor. Ve çözümün isyan etmekte, üstelik yalnızca bireysel kurtuluş için değil, toplumsal bir kurtuluş için isyan etmekte olduğunu söylüyor. Evet, geleneksel masallarda da, Zur Mühlen’in masallarında da iyimser bir hava seziliyor. Ancak bu iyimserlik, kahramanların ‘sonsuza dek mutlu’ yaşayacakları bir bireysel cennetten kaynaklanmıyor Zur Mühlen’in masal dünyasında. İyimserlik, Zur Mühlen’in kalem oynattığı 20. Yüzyılın ilk yarısına özgü devrimci beklentilerden doğuyor. Ki Zur Mühlen’in kalemini bir nevi devrimci ajitasyon ve bilinçlendirme aracı olarak kullandığını söylersek abartmış olmayız. Bu gaye, kitaptaki karakterlerin tasvirine de yansıyor. Karakterler, kati bir antagonistik ilişki içinde siyah-beyaz olarak tasvir ediliyor. Bu noktada, Zur Mühlen’in geleneksel masal biçimiyle ortaklaştığını söyleyebiliriz. Ancak geleneksel masal biçiminden farklı olarak karakterlerin bocalamalarına ve dönüşümlerine yer veriliyor. Serçe masalında, masalın kahramanı minik Serçe okyanusları geçip sıcak memleketlere ulaşma amacında cesaretini yitirir gibi oluyor; sıcak memleketlere kavuştuğunda ise konformizme kapılıp ‘kardeşleri’ni bir süre unutsa da bu bocalamaları aşıp sonunda mücadelesine devam ediyor.

Görüldüğü gibi, Zur Mühlen’in kitabındaki esas kahramanlar çocuklar ve insan özellikleri verilmiş hayvanlar. Bu noktada çocukların Zur Mühlen’in masallarında özel bir önemi olduğundan bahsedebiliriz. Çocuklar, büyüklerin aksine doğaya yabancılaşmamış. Ancak çocuklar - ve çocukluğunu yitirmemiş vicdan ve adalet duygusuna sahip yetişkinler – Küçük Boz Köpek masalındaki küçük Benjamin ve köpeği arasındaki ilişkide, ya da Neden masalında küçük Paul ile orman perisi ve diğer hayvanlar arasındaki iletişimde olduğu gibi – hayvanlarla, bitkilerle ve doğa-üstü varlıklarla konuşabiliyor. Çocuklar ayrıca toplumun diğer fertleri ile de yabancılaşmış bir ilişkiden uzaklar. Toplumsal sorunlara karşı büyüklere göre çok daha uyanıklar. Çevreleri ile ilgililer. Ve etraflarında olan biteni sorgulama yetilerini kaybetmemişler. Yine Neden masalındaki gibi büyükler, “çalışırken o kadar çok yoruluyorlar ki; düşünmeye halleri kalmıyor”. Bu düşünce nedeniyle ki; Zur Mühlen henüz doğaya, insana ve topluma yabancılaşmaktan uzak olan Zur Mühlen, kitaptaki masallarda çocuklara toplumu bilinçlendirmede öncü bir rol veriyor. Neden masalında, kahramanımız Paul’a orman perisi yazgısında insanlara gerçekleri anlatmak olduğunu söylüyor. Veya Serçe masalındai kahramanımız Serçe’nin öyküsünü dinleyen küçük çocuk büyüdüğünde yoksul insanların “açlık çekip, soğukta kalınmayan o güzel ülkeye” gitmesini sağlamaya karar veriyor.

Zur Mühlen’in masallarındaki geleceğe dair bu iyimser umut, masallara romantik bir hava katıyor katmasına ama kimi zaman çocuk masalı dilinden uzaklaşmasına neden oluyor. Zur Mühlen çocuklarda var olduğuna inandığı zalimliğin karşısında dayanışma, yardımlaşma gibi ‘yoldaşça’ değerlerin tüm insanlık ailesine egemen olması arzusunu ifade etmek için kimi yerlerde masallarında aşırı romantik bir dil tuttururken, çocuklar için anlaşılır olmaktan uzaklaşabiliyor.

Bu eksiğine rağmen, Zur Mühlen’in yazınının, dönemin edebiyat çevreleri içinde oldukça etkili olduğunu, hatta geleceğin Alman sosyalist siyasi liderlerini de etkilemiş olduğunu söyleyebiliriz. Demokratik Alman Cumhuriyeti’nin 1971’den Berlin Duvarı’nın yıkıldığı 1989 yılına dek lideri olan Erich Honocker, anılarında Serçe masalının kendisine ne kadar tesir ettiğinden bahsetmektedir. Ancak zamanla, sosyalist masal yazını yeterince ‘gerçekçi’ olmağı gerekçesiyle sol kamuoyu ve sosyalist Almanya otoritelerinin gözünden düşmüştür. Bu durumdan Zur Mühlen de payını almış, yazarın ‘Halı Dokumacısı Ali’ kitabı yasaklanmıştır. Bu tür engellemere rağmen, Zur Mühlen, sosyalist masal yazını arasında önemli bir yer edinmiş; artıları ve eksileriyle beraber alternatif bir masal yazınının imkânları konusunda bize değerli bir deneyim kazandırmıştır.

Kaynaklar
1. Hermynia Zur Mühlen (2017), Emekçi Çocuklarına Hikâyeler, çev. Devrim Evci, Ankara: Dipnot Yayınları.
2. Lionel Gossman (2010), Online Supplement V to The End and the Beginning, UK: Open Book Publishers,  https://www.openbookpublishers.com/resources/End&BeginningOnlineSup5.pdf, Erişim tarihi: 5 Eylül 2017.
3. Lionel Gossman, Liebe Genossin: Hermynia Zur Mühlen: a Writer of Courage and Conviction, http://digital.library.upenn.edu/women/muhlen/gossman.html, Erişim tarihi: 5 Eylül 2017.







** Hermynia Zur Mühlen (2017), çev. Devrim Evci, Ankara: Dipnot Yayınları.EMEKÇİ ÇOCUKLARINA HİKÂYELER**

Henüz beş yaşında bile değilken babamın bana ve kardeşlerime gece uyumadan önce anlattığı masalları hatırlıyorum hayal meyal. Kırmızı Kıçlı Maymun… Babam bize bu akıllı mı akıllı, kurnaz mı kurnaz maymunun maceralarını anlatırdı. Babamın kendi zihin dünyasının ürünüydü bu maceralar. Tüm maceralarda ortak bir nokta vardı. Türlü vurdulu kırdılı çizgi romanların, filmlerin aksine Kırmızı Kıçlı Maymun hiç şiddete başvurmadan, salt zekâsıyla haksızlığa uğrayanın, ezilenin hakkını arar; adaletin yerine gelmesini sağlardı. Bir ortak nokta daha vardı bu maceralarda: Evet, sınıflar belirgin değildi bu masallarda fakat başkalarının hakkını yiyenler hep zenginlerdi.  Bu sayede solculaşmamın ilk tohumları daha pek küçükken atılmıştı içime. Bu tohum elbette bir ideoloji öğretisini benimsemek değildi fakat bundan daha da değerli bir şeyi vermişti babam bana: Sol ideolojinin, sol değerlerin özünden birer damla sunmuştu bana, çocuk yaşımın anlayabileceği bir dille. En zor koşullarda bile haksızlığa karşı çıkmak, haklının yanında yer almak. Ve haksızla hakkı yenenin ‘zenginler’le ezilenlerin dizildiği bir sahnede karşı karşıya olduğu gerçeği…

İşte beni böyle çocukluğuma götürdü 19. yüzyılın son yarısıyla 20. yüzyılın ilk yarısında yaşamış Avusturyalı sosyalist yazar ve çevirmen Hermynia Zur Mühlen tarafından kaleme alınmış Emekçi Çocuklara Hikâyeler kitabı. Kitabın ilk basımı 1922’de Masallar adıyla Berlin’de yapılmış; Türkçe basıma kaynak olan İngilizce versiyon ise, Fairy Tales for Workers’ Children, adıyla 1925’de Chicago’da basılmıştır.

Zur Mühlen’in masalları, çocuklara kendileri ‘sonsuza dek mutlu yaşarken’ diğer insanların nasıl yaşadıkları sorusuyla ilgilenilmeyen bir dünya sunan geleneksel masalların aksine, içinde yaşadıkları dünyayı sorgulatmayı ve onu nasıl ve ne yönde değiştirebileceklerine dair ipuçları sunmayı amaç ediniyor. Zur Mühlen’in masalları geleneksel masallardaki öğelerin bir kısmını koruyor. Doğaya ve özellikle hayvanlara konuşmak gibi insanlara özgü öğeler verilirken; fantastik öğeler gündelik hayata yerleştiriliyor. Örneğin, Neden masalında, masalın kahramanı olan çocuk bir ormanda bir orman perisi ile sohbet ediyor. Ancak geleneksel masallardaki tarih-dışı ortam/atmosfer Zur Mühlen’in Emekçi Çocuklara Hikâyeler kitabındaki masallarda yer almıyor. Aksine, alışılagelmiş masal biçiminde göre oldukça gerçekçi bir biçimde tasvir edilen Zur Mühlen’in masal mekânlarında toplumsal yaşamda karşılaşılan kölelik, dayak, aşağılama, yoksulluk gibi olumsuz öğelere yer vermekten kaçınılmıyor. Tersine, bu tür unsurlara yer verilerek içinde yaşanılan sistemin gerçekçi bir şekilde sunulması yoluyla okuyucuyu bilinçlendirme amacı güdülüyor. Yukarıda bahsettiğimiz gibi, geleneksel masal biçimindeki gibi kahramanlar sabrederek fantastik/sihirli bir güç sayesinde bireysel kurtuluşlarına erişmiyorlar Zur Mühlen’in masallarında. Zur Mühlen bize, ne kendisini ezen kız kardeşi ve üvey annesinin eziyetleri karşısında sabırla çalışmaya devam edip sonunda bir perinin yardımıyla yakışıklı prensle evlenerek sonsuz dek mutlu yaşayan Kül Kedisi Cinderella’nın, ne de üvey annesinin kumpasından ancak bir prensin öpücüğüyle kurtulan Pamuk Prenses’in hikâyesini anlatıyor. Bu masallardaki gibi var olan toplumsal ilişkilerin olduğu gibi sürdürülmesinden yana değil çünkü Zur Mühlen. Aksine, masallarında kahramanların karşı karşıya kaldıkları eziyetlerin, bir talihsizlikten değil, mevcut toplumsal ilişkilerin doğasından kaynaklandığını anlatıyor. Ve çözümün isyan etmekte, üstelik yalnızca bireysel kurtuluş için değil, toplumsal bir kurtuluş için isyan etmekte olduğunu söylüyor. Evet, geleneksel masallarda da, Zur Mühlen’in masallarında da iyimser bir hava seziliyor. Ancak bu iyimserlik, kahramanların ‘sonsuza dek mutlu’ yaşayacakları bir bireysel cennetten kaynaklanmıyor Zur Mühlen’in masal dünyasında. İyimserlik, Zur Mühlen’in kalem oynattığı 20. Yüzyılın ilk yarısına özgü devrimci beklentilerden doğuyor. Ki Zur Mühlen’in kalemini bir nevi devrimci ajitasyon ve bilinçlendirme aracı olarak kullandığını söylersek abartmış olmayız. Bu gaye, kitaptaki karakterlerin tasvirine de yansıyor. Karakterler, kati bir antagonistik ilişki içinde siyah-beyaz olarak tasvir ediliyor. Bu noktada, Zur Mühlen’in geleneksel masal biçimiyle ortaklaştığını söyleyebiliriz. Ancak geleneksel masal biçiminden farklı olarak karakterlerin bocalamalarına ve dönüşümlerine yer veriliyor. Serçe masalında, masalın kahramanı minik Serçe okyanusları geçip sıcak memleketlere ulaşma amacında cesaretini yitirir gibi oluyor; sıcak memleketlere kavuştuğunda ise konformizme kapılıp ‘kardeşleri’ni bir süre unutsa da bu bocalamaları aşıp sonunda mücadelesine devam ediyor.

Görüldüğü gibi, Zur Mühlen’in kitabındaki esas kahramanlar çocuklar ve insan özellikleri verilmiş hayvanlar. Bu noktada çocukların Zur Mühlen’in masallarında özel bir önemi olduğundan bahsedebiliriz. Çocuklar, büyüklerin aksine doğaya yabancılaşmamış. Ancak çocuklar - ve çocukluğunu yitirmemiş vicdan ve adalet duygusuna sahip yetişkinler – Küçük Boz Köpek masalındaki küçük Benjamin ve köpeği arasındaki ilişkide, ya da Neden masalında küçük Paul ile orman perisi ve diğer hayvanlar arasındaki iletişimde olduğu gibi – hayvanlarla, bitkilerle ve doğa-üstü varlıklarla konuşabiliyor. Çocuklar ayrıca toplumun diğer fertleri ile de yabancılaşmış bir ilişkiden uzaklar. Toplumsal sorunlara karşı büyüklere göre çok daha uyanıklar. Çevreleri ile ilgililer. Ve etraflarında olan biteni sorgulama yetilerini kaybetmemişler. Yine Neden masalındaki gibi büyükler, “çalışırken o kadar çok yoruluyorlar ki; düşünmeye halleri kalmıyor”. Bu düşünce nedeniyle ki; Zur Mühlen henüz doğaya, insana ve topluma yabancılaşmaktan uzak olan Zur Mühlen, kitaptaki masallarda çocuklara toplumu bilinçlendirmede öncü bir rol veriyor. Neden masalında, kahramanımız Paul’a orman perisi yazgısında insanlara gerçekleri anlatmak olduğunu söylüyor. Veya Serçe masalındai kahramanımız Serçe’nin öyküsünü dinleyen küçük çocuk büyüdüğünde yoksul insanların “açlık çekip, soğukta kalınmayan o güzel ülkeye” gitmesini sağlamaya karar veriyor.

Zur Mühlen’in masallarındaki geleceğe dair bu iyimser umut, masallara romantik bir hava katıyor katmasına ama kimi zaman çocuk masalı dilinden uzaklaşmasına neden oluyor. Zur Mühlen çocuklarda var olduğuna inandığı zalimliğin karşısında dayanışma, yardımlaşma gibi ‘yoldaşça’ değerlerin tüm insanlık ailesine egemen olması arzusunu ifade etmek için kimi yerlerde masallarında aşırı romantik bir dil tuttururken, çocuklar için anlaşılır olmaktan uzaklaşabiliyor.

Bu eksiğine rağmen, Zur Mühlen’in yazınının, dönemin edebiyat çevreleri içinde oldukça etkili olduğunu, hatta geleceğin Alman sosyalist siyasi liderlerini de etkilemiş olduğunu söyleyebiliriz. Demokratik Alman Cumhuriyeti’nin 1971’den Berlin Duvarı’nın yıkıldığı 1989 yılına dek lideri olan Erich Honocker, anılarında Serçe masalının kendisine ne kadar tesir ettiğinden bahsetmektedir. Ancak zamanla, sosyalist masal yazını yeterince ‘gerçekçi’ olmağı gerekçesiyle sol kamuoyu ve sosyalist Almanya otoritelerinin gözünden düşmüştür. Bu durumdan Zur Mühlen de payını almış, yazarın ‘Halı Dokumacısı Ali’ kitabı yasaklanmıştır. Bu tür engellemere rağmen, Zur Mühlen, sosyalist masal yazını arasında önemli bir yer edinmiş; artıları ve eksileriyle beraber alternatif bir masal yazınının imkânları konusunda bize değerli bir deneyim kazandırmıştır.

Kaynaklar
1. Hermynia Zur Mühlen (2017), Emekçi Çocuklarına Hikâyeler, çev. Devrim Evci, Ankara: Dipnot Yayınları.
2. Lionel Gossman (2010), Online Supplement V to The End and the Beginning, UK: Open Book Publishers,  https://www.openbookpublishers.com/resources/End&BeginningOnlineSup5.pdf, Erişim tarihi: 5 Eylül 2017.
3. Lionel Gossman, Liebe Genossin: Hermynia Zur Mühlen: a Writer of Courage and Conviction, http://digital.library.upenn.edu/women/muhlen/gossman.html, Erişim tarihi: 5 Eylül 2017.






** Hermynia Zur Mühlen (2017), çev. Devrim Evci, Ankara: Dipnot Yayınları.

4 Haziran 2017 Pazar

renklerini kaybeden şehir

15.08.2016
İzmir

19.02.2017
Ankara



RENKLERİNİ KAYBEDEN ŞEHİR

Vakitlerden birinde, şehirlerin birinde Pal adında küçük bir çocuk yaşarmış. Çocuğun yanakları al al, gözleri ışık ışıkmış. Aslında bu şehrin kendisi rengârenkmiş. Yeşilli, morlu ağaçlar süslermiş sokakları. Parklarda turuncudan kırmızıya, çocuklar oynasın diye kaydıraklar, salıncaklar ve çeşit çeşit oyuncaklar bulunurmuş. Pal en çok parkları severmiş bu şehirde. Salıncaklarla göğe yükselir, kaydıraktan kayarken sevinç çığlıkları atarmış. Ama en çok da parktaki sokak köpekleriyle koşmaca oynamayı severmiş. Bu şehirde çocukların en iyi dostu sokak köpekleriymiş.

Gel zaman, git zaman, nereden çıktıkları bilinmez, yüzleri hiç gülmeyen adamlar gelmişler şehre.  Bu adamlar baştan aşağı kapkara giyiniyormuş. Yüzleri de kıyafetleri gibi karanlıkmış. Zamanla her yeri sarar olmuşlar. Tüm sokak başlarını, tüm meydanları; hatta parkları…  Pal en çok buna üzülüyormuş. Artık parklarda güneşten süzülen ışığı içine çekemiyor; köpekleri besleyemiyor, onlarla oynayamıyormuş. Bu adamlar sokak köpeklerine de düşmanmış çünkü. Eskiden, mahallenin çocuklarını toplayıp anne babası onu aramaya çıkana kadar eve gelmiyormuş. Ama şimdi bir pencereye hapsolmuş. Penceresinden de sadece gri evleri görebiliyormuş. Evlerin de renkleri şehre gelen bu adamlar gibi kasvetliymiş. Zaten bu adamlar geldiğinden beri her şey hızla renklerini yitiriyor; güzelim şehir siyaha ve griye boyanıyormuş. Herkesin teni, gözleri, kıyafetleri hızla soluyor; herkes aynı çirkin renklere bürünüyormuş.

Çocuklar hariç… Yalnız çocukların renkleri solmamış. Morlar, maviler, kırmızılar, yeşiller, sarılar… Çeşit çeşit renk… Renklerle hayır diyormuş çocuklar bu kasvete. Ama şehri renklendirmeye, büyüklerin yüreklerini ısıtmaya, onlara neşe olmaya güçleri yetmiyormuş. Şehri boğucu bir nem gibi bürüyen kasvet her geçen gün artıyor, çocukların dışında kimsenin yüzü gülmüyor, herkes birbirine nefretle bakıyormuş.

Bir sabah penceresinde bir kuş görmüş Pal. Kocaman, rengârenk bir kuşmuş bu! Pal çok heyecanlanmış.
“Günaydın” demiş kuşa.
Kuş cevap vermiş:
“Günaydın!”
“Ne kadar güzel renklerin var senin!”
Gerçekten de kuşun göz alıcı renkleri varmış. Gövdesi altın renginde, kanatları ise rengârenkmiş. Mavi, sarı, fuşya, mor… İnsanın içini sevinçle dolduruyormuş bu renkler.
 “Teşekkür ederim” demiş kuş, kanadıyla Pal’ı selamlayarak.
“ Geldiğine çok memnun oldum” demiş Pal. “Çok sıkılıyorum ben. Her şey kopkoyu, kimsenin yüzü gülmüyor. Parkları bile sevmiyorum artık.”
“Haklısın” diye onaylamış kuş. “Mutluluk bu şehri terk etmiş sanki”.                                                          
“Hâlbuki senin ne kadar canlı renklerin var. Neşelendiriyorsun beni. Ama sen de sıkılırsın burada benim gibi.” demiş Pal yüzünü eğerek.
“Belki ben yardım edebilirim sana!” demiş kuş.
“Gerçekten mi? Nasıl?” diye sormuş Pal sevinçle.
Kuş:
“Şimdi seninle bir gezintiye çıkacağız” deyip Pal üstüne binsin diye eğilmiş.
Kuşla Pal binaların, ağaçların, parkların, insanların üzerinden uçmuşlar; şehri seyre koyulmuşlar. Şehrin halini böyle daha açık gören Pal çok üzülmüş;
“Ah” demiş kuşa. “Herkes somurtuyor; kimsede neşe kalmamış. Sanki kara kış gelmiş şehre”.
Pal’ın üzülmesine dayanamayan kuş:
“Dur bakalım, üzülme” demiş. “Belki değişir tüm bunlar”.
“Ne yapabiliriz ki! diye sormuş Pal umutsuzlukla.
 “Şimdi sen benim kanatlarımdan bir tüy kopar bakalım ve aşağı at” demiş kuş.
Pal çok şaşırmış ama kuşun dediğini yapmış.
Tüy bir evin üstüne düşmüş. Birden tüm evler çeşit çeşit renge boyanmış. Kimisi pembe olmuş, kimisi yeşil, kimi de sarı...
Pal çok heyecanlanmış;
“Harika bir şey bu!” diye bir çığlık koparmış.

Kuş ve Pal sevinçle biraz daha uçmuşlar. Bir parkın üzerine geldiklerinde, kuş:
“Şimdi haydi bir tüy daha kopar ve aşağı bırak bakalım” demiş.
Pal heyecanla bir tüy daha koparmış. Tüy bir ağacın üstüne inmiş yavaşça. Tüy ağacın üstüne düşer düşmez, ağaçlar yeşilin her tonuna bürümüş; çeşit çeşit çiçek açmış; ıhlamurlar, bademler, kirazlar…
Pal çok sevinmiş:
“Çok teşekkür ederim sevgili kuş!”
“Daha bitmedi ki!” demiş kuş. Ve kanatlarını hızlıca açıp daha da havalanmış.

Biraz uçtuktan sonra kalabalık bir meydana gelmişler.
 “Şimdi” demiş kuş; “bir tüy kopar haydi ve yine aşağı at”.
Pal kuşun dediğini yapmış ve tüyü insanların üzerine doğru bırakmış.
Tüyün düşmesiyle beraber insanların renkleri ortaya çıkmış. Gözlerinin, saçlarının, tenlerinin rengi… Kiminin teni kumral, kiminin sarışın, kiminin ki esmer…  Mavi gözler, yeşil gözler, kestane gözler, zeytin karası gözler… Kızılın, sarının, kumralın,  siyahın her tonunda saçlar… Bununla da kalmamış; insanların üstleri başları da çeşit çeşit renge boyanmış. Griler, siyahlar kaybolmuş. İnsanların yüzleri gülmüş. Neşelenen insanlar birbirleriyle konuşmaya, sohbet etmeye başlamışlar.

Bu durumdan yalnız kapkara adamlar memnun olmamış. Bu renk cümbüşüne dayanamamışlar.  “Bu renkler bizim gözlerimizi kör edecek” diye konuşmuşlar aralarında. Şehri kaçarak terk etmişler.

Kuşla Pal’sa mutlu mutlu eve dönmüşler.
“Sevgili arkadaşım” demiş kuş Pal’a, “Artık bu şehirde dilediğin gibi gezebilir, parklarda istediğin gibi oynayabilirsin. Fakat şimdi ayrılma vakti”…
Pal’ın gözleri dolmuş;
“Gitmesen olmaz mı?” diye sormuş.
“Ben şehirlerde yaşayamam ki” diye yanıtlamış kuş. “Benim evim dağların ardıdır”.
 “Peki” demiş Pal çaresiz. “Uç git evine o zaman sevgili kuş!”.

Bu kuş, efsanevi Zümrüdüanka kuşuymuş. İyiliksever, kanatlarının dokunuşuyla kötülükleri def eden mucizevi kuş… İnsanları, ama en çok da yaşama sevincini kaybetmemiş çocukları seven Zümrüdüanka kuşu… Bir gün olur siz de onunla karşılaşırsanız Pal’dan selam söyleyin olur mu?